Pazarlama Blogları Karnavalı XIV
Bakmasını bilene her gün bayram. Bendeniz bugün PazarOla! olarak iki bayram birden yaşıyorum. Biri “Ramazan Bayramı”, diğeri de “Pazarlama Bayramı”. Pazarlarda bayram coşkusu yaşanır da, pazarlamada bayram olmaz mı?
Bir topluluk hayal edin ki, bütün üyeleri, sürekli pazarlama düşünsün; pazarlama ile ilgilensin. Ortak paydaları pazarlama olsun. İşte bugün biz böyle bir “aile” ile birlikte bir de haftalık Pazarlama Blogları Karnavalı’nın Bayram Özel Sayısının keyfini yaşıyoruz.
“Ben pazarlamacıyım diye geçinenler” işten güçten, geçim kaygısından okumaya zaman bulamıyormuş. Ama “gerçek pazarlamacılar” okumaya da, hem de bol bol okumaya zaman buluyorlar. Hele sayıları her gün çoğalan pazarlama blogcularına ne demeli. Bunlar sadece okumak, gözlemlemek, izlemek, araştırmak, düşünmekle kalmıyor, bildiklerini herkesle paylaşmak için, dünyanın dört bucağına yayılmış “tam bağımsız demokratik internet ülkesinde”, ilgi duyan herkese açık sitelerinde yazıyorlar da yazıyorlar. Hem de bunu, hiçbir maddî karşılık beklemeden, gönüllü olarak yapıyorlar.
“Ben pazarlamacıyım diye geçinenler”, bu gönüllülerin bloglarını izleyerek hem pazarlamanın ne olduğunu, hem de pazarlamanın her gün yenilenen dünyasında neler olup bittiğini bedavadan öğrenebilirler.
Bayram şekersiz, hayat pazarlamasız olmuyor. PazarOla!’nın Bayram Özel Karnavalındapazarlama sevdalılarını” bayram vesilesiyle iftiharla takdim ediyorum.
Hem okudum hem de yazdım... (Yalan dünya beni bezdiremezsin!)
İşadamlarımız, işkadınlarımız ve yöneticilerimiz, yaşadıklarını, düşünce ve duygularını, tavsiyelerini içtenlikle yansıtmak için niye bloglamazlar? Samimî bir yönetici gönlünü başkalarına açmaktan çekinmiyor. Ama hayatını maskeler arkasında geçirenler için böylesi bir teklif, hakaret gibi görülüyor.
Şekerin, şeker hastalarına zehir olması gibi, pazarlama blogları, pazarlamayı “hokkabaz”lık sananlar için zehir gibi gelebilir. Bizden hatırlatması. (Cem Yılmaz’ın 20 Ekim’de vizyona giren Hokkabaz’ı hakkında pazarlama bloglarında ilk yorumu yapacak blogger’a şimdiden en büyük alkışlar.) Onu "hokkabaz" sanmayın, pazarlamadan çok iyi anlıyor.
Bayramınız tatlı, yuvanız muhabbetli, aileniz gayretli, işleriniz bereketli olsun.

Pazar Ola! Karnaval Ola!
Karnaval tedariği için bayram alışverişine pazara çıktım. Önce konuklarıma dağıtmak için Bayram Şekeri aldım. Bloglar çarşısında gezindim. Yeni eski, büyük küçük blogcu esnafından bir şeyler aldım.
Ben onlara şeker verdim. Onlar da el emeği, göz nuru ürünlerini. Böylece bayramlaştık.
Kimlerle mi?
İşte ziyaret listem:
Pazarlama bloglarının öncüsü, Karnaval fikrinin fitleyicisi marketallica'da Özgür'ün epeyce bir zamandır yeni yazısı yok. Akademik hayatın Özgür’ü “köreltmesinden” korkarım. Aman haa...
Selim Tuncer’in Bayram Karnavalı için yazısı: Raf Seni Çağırsın. Bu yazısında raf savaşlarından, “rafta parayla saadet” olmayacağından bahis açıyor.
Pazarlama blogcularının Selim Baba’sının Diyalog bloğunda adım adım bir Selim Tuncer Külliyatı oluşturmakta olduğunu “seziyorum”. Yazıları başlığından itibaren insanı yakalayıp götürüyor: Bir sonbahar sabahı “açık hava”da Yahya Kemal’e ve Sait Faik’e rastladım!
Açık hava reklâmları kent kimliği ve estetiğinin bütünleyici bir parçası olmak zorundadır artık!
Şahin Tekgündüz, mah-zen'inden çıkardığı 40’lı yıllara ait anılarıyla ben doğmadan önceki Türkiye’yi anlatıyor. Bir de, İngiliz’in “Nadir” bir oyunundan kapı açıyor. Kapıdan girebilirsek, iş hayatında dev gibi görünenlerin nasıl devrildiğini de öğreneceğiz. Ve anılar devam ediyor... başlıklı iki yazısıyla, İstanbul’da açık alanlara kalite geleceğinin müjdesini veriyor.
Pazarlama Akademisyenlerinin şerefini büyük bir başarıyla kurtarmaya çaba harcayan sevgili Zeynep Özata bu yazısında büyük kafalardan bahsediyor, Arşimed’den Newton’a, yenilikten pazarlamaya bağlantılar kuruyor, büyük fikirler bulmak için kafanın da dolu ve büyük olmasına işaret ediyor. Çocukların pazarlamadaki gücüne işaret ettiği bu yazısı da ayrı bir bayram şekerini daha hak ediyor.
Büyük iş fikri etrafında büyük fikirler üretenlerden biri de Cengiz Çatalkaya. Pazarlama Postası marketing post'da sizleri bekliyor. Büyük balık iş fikirleri yakalamanın yolu başlıklı yazısıyla.
Üretken gençlerimizden, “keşke doktora öğrencimiz olsaydı” dediğimiz Alper Akcan, MarketingMa'da yarının markalarına “Ağaç yaşken eğilir” diye sesleniyor.
Blog dünyasında pazarlama aşkıyla ünlü “böyle öğrenci zor bulunur” dediğimiz Eylülce/ Gaye Ör’un “Aşk’tan mı, Zorunluluktan mı?” yazısını çok beğenmiştim. Ama Karnaval için şu yazısını seçtik: “Odaklanma sorunu mu yaşıyorsunuz, o zaman size güle güle” Her şeyi bilirim diyenlere ithaf ediyoruz.
Pazarlamadaki farklı şeyleri yakalama uzmanı Tunç Kılınç "Yaprak Sharması, Dolma Sharması, Robin Sharma" diyerek, Fikir Atölyesi'nde, Yabancı Guru Pazarlamanın perdesini aralıyor. Robin Sharma hakkında yazdığı ilk yazı ise "En büyük risk, risk almamaktır" başlığını taşıyordu.
İstanbul trafiği ve uzaklık yüzünden Yüksek Lisans programımıza öğrencimiz yapamadığımız Özen Demircan, Pazarlama Karması isimli blogunda, blogların havasına uygun olarak yaşadığı bir deneyimden yola çıkıyor. Marka mirasının nasıl çarçur edildiğini anlatıyor. Bir başka yazısında gündemdeki boykota da değiniyor.
Altı Üstü Tasarım’da Mehmet Doğan, çarpıcı analojilerine ve derin analizlerine devam ediyor. Bu sefer Örümcek ve Denizyıldızı’ndan yola çıkarak, yeni düşünce yapısı ve akran kontrolü üzerine düşündürüyor da düşündürüyor.
Paylaşmayı seven genç pazarlama profesyonellerinden Serdar Öner "Mehtap kafeterya gloria jeans'e karşı" yazısıyla başarılı bir “blog postu” numunesi oluyor, blogların kişiselliğini bizlere bir kere daha hatırlatıyor. Bir de yeni yazısında Koç’lu logonun Y.Krediyi taşıyamayacağını tahmin ediyor. Marketing blogları grubunun sevimli iki Selim’inin (A. Selim Tuncer ve Selim Yörük) yeni logo konusunda söylediklerini hatırladım, hatırlatmak isterim.
Temcit pilavı değil, harnup şerbeti kabilinden: Logo tartışmasına devam...
Yeni bir logoyu beğenmeme hakkımı kullanıyorum...
Yakışıklı markacımız Onur Yüksel, brandbox’da "Lexus vs Mercedes" başlıklı yazısında mesajları zihinlere çakmanın o kadar zor olmadığını tarihe geçen reklamlardan birindeki basit bir deneyden yola çıkarak kanıtlıyor. Ayrıca, “Gerilla mı Mafya mı” postundaki fotoğraflarıyla sizi çarpabilir, hatırlatırım.
Marketing Türkiye bloglardan verdiği haberler kadar, kendi sitesinde de doyurucu yazılar yayınlıyor. En tazesi burada "Vatan, millet, Pekin..."
New York’dan canlı yayın yapan Özge Yılmaz bu defa HBR’de David Godes'le ortak makalesi yayınlanan Tuba Üstüner’le gerçekleştirdiği röportajında "çevresi farklı insanlardan oluşan gruplar, çevresi geniş olanlardan daha etkili oluyor" diyor.
Online projeler adamı Volkan Vardareli, Hokus Fokus blogunda “gecenin karanlığını da aralar bu!” başlıklı yazısında silginin bozmak için değil, bazen üretmek için de kullanılabildiğini gösteriyor.
İnteraktif yaklaşım blogunda Murat Buyurgan, Danone’nun web sitesiyle basın bülteni arasındaki çelişkilere işaret ediyor. Firmalar ve internet ilişkileri için takibe değer bir blog.
Arda Kutsal'ın bloğunda Web 2.0 girişimlerinize yatırım desteğini nasıl alacağınıza dair önerilerini okuyabilirsiniz.
Türkiye’deki pazarlama iletişimini yurtdışına açan Marcom Türkiye’nin fikir annesi Meltem Günyüzlü "Sobe!" adlı blogunda “ağaçlar ve doğal hayat” kampanyasından resimler veriyor.
Blog esnafının reklamcılarından Fırat Yıldız elmaaltshift'te dikkat çeken reklamları işliyor. “Unutmak bulaşıcı”ymış, unutmayalım.
İşitsel, görsel, dokunsal, sanatsal, dijital, inovatif, provakatif blogcu Barış Erkol, nam-ı diğer isbn9760806 bu defa Kancept isimli interaktif tasarım yarışmasından bahsediyor ve gönderdiği kendi tasarımının alacağı sonucu bekliyor.
Olcayto Cengiz'in; reklam merkezli hayata bakışını yansıtan iyi fikir blogunda, otomobil firmalarının reklamlardaki atışmalarından bahsetmiş. Hatırlarsınız, bu reklamlar geçtiğimiz haftalarda e-postalarla epeyce gezinmişti.
Marketingİst bitti ama yankıları devam ediyor. Bu konuda iki blogcumuzun yazısı Karnaval’da yer alıyor.
Bunlardan ilki Pazarlama cadısı Burcu Tüzün. Marketingist’den derin değerleme yapıyor. İkincisi de Murat Kaya, Marketingİst’in kapılarından girip konularına çıkıyor. Bu vesileyle Smart Marketing Journal’ı da ziyaret etmiş olacaksınız.
Pazarlamanın şanını Canavarla birlikte Google’da zirvelere taşıyan Pazarlama Canavarı Zeki Yüksekbilgili’yi hem bu başarısı hem de yeni kitabı “Pazarlama Mucize Değildir” dolayısıyla kutluyor, yeni postlarını bekliyoruz. Pazarlama Canavarı blogu burada.
e-dünya blogunda Neyran Erlevent’ten hareket bekliyoruz. Saatli maarif takvimi yazısı hoşuma gitti.
İltifatlarıyla beni güzelleştiren Pazarlamaca-Arzu Cihangir-Molaverrahatla-Destan umarız bayramdan istifade ederek Karnaval XIII’ün yorgunluğunu atar.
Hiperaktif Alemşah’ın antifit’i tatilde. Dönünce yeni yazılarını bekliyoruz.
Mobil pazarlamaya odaklanan Mobilasyon Refik, blogunda özellikle bu konu hakkında bilgi ve ilham isteyenlere sesleniyor...
Baktım, pazarfolio'da da yenilik yok.
Ey genç bilge, Bilge Semetey! Tastarak bloğunu bir süredir boş bıraktığın saptanmıştır. Ancak, bize “Sadece Aptallar Sekiz Saat Uyur” kitabını hatırlattığın için Karnaval’da yer almayı hak ettin. Uykusuz gecelerin ürünlerini bekliyoruz.

11 Comments:
İsmail Ağbi,
Bayram tadında ne güzel ağırlamışsınız bizi. Elinize, yüreğinize sağlık.
Bu arada ne tesadüftür, bugün gördüm Cem Yılmaz'ın Hokkabaz'ını. Alışmışız ya yüksek bütçeli Amerikan filmlerine, hayatın içinden doğal replikler duyunca şaşırıyor insan başlarda. Maskeli hayat o kadar içine çekmiş ki bizleri, doğallık bile "hata mı var acaba" diye sorgulatıyor. Etiketsiz yaşamları görmek, belki daha da güzeli; filmin içinde kendi doğal halinizi görebilmeyi isterseniz, Hokkabaz'ı kaçırmayın.
Yüzünüzdeki gülümseme eksik olmasın.
İsmail Ağbi,
Bayram tadında ne güzel ağırlamışsınız bizi. Elinize, yüreğinize sağlık.
Bu arada ne tesadüftür, bugün gördüm Cem Yılmaz'ın Hokkabaz'ını. Alışmışız ya yüksek bütçeli Amerikan filmlerine, hayatın içinden doğal replikler duyunca şaşırıyor insan başlarda. Maskeli hayat o kadar içine çekmiş ki bizleri, doğallık bile "hata mı var acaba" diye sorgulatıyor. Etiketsiz yaşamları görmek, belki daha da güzeli; filmin içinde kendi doğal halinizi görebilmeyi isterseniz, Hokkabaz'ı kaçırmayın.
Yüzünüzdeki gülümseme eksik olmasın.
Sevgili Hocam,
Pazarlama blogları topluluğunun nerdeyse topografyasını çıkaracak kadar "takipte" olduğunuzu görmek mutluluk verici... Sevgili Zeynep Özata, pazarlama akademisyenlerinin şerefini büyük bir başarıyla kurtarmaya çaba harcarken, sizin çabanızın da ne kadar motive edici, ne kadar öncü bir hareket olduğunun farkındasınızdır. Özgür bilinçli mi yaptı bilmiyorum, ama sizin Karnaval’ın bayrama denk gelmesini de ayrıca anlamlı buluyor ve insan odaklı dünya görüşünüze uygun düştüğünü görüyorum. Çabanız için tekrar teşekkürler...
Gerçekten güzel bir tesadüf oldu, hakkında yazabilir miyim, çok emin değilim, ama Hokkabaz’ı Tunç gibi ben de bugün gördüm. Tunç’a katılmak yanında bir şey ilave etmek isterim: Bu filmin, Cem Yılmaz’ın başka bir kimliğini, daha çok da “insan” yanını sergilemesi bakımından onun kariyerinde ayrı bir yeri olacaktır. (Senaryonun ve yönetimin kendisini ait olduğunu hatırlatıyorum.) Filme gidenler, gülmeye gitmesinler diyerek de küçük bir uyarıda bulunmak isterim. Bu arada, Yeşilçam demeyelim, ama Türk sineması genel olarak afiş sorununu da çözmüş görünüyor artık.
İltifatlarınız için teşekkür ederim. “Abi”ye zaten alışkındım, ama omuzlarım “Baba”yı taşıyacak kadar geniş değil... İzin verirseniz, İsmail Baba’yı daha yakışır bulduğumu ifade edeyim. Gerçekten.
Herkesin bayramı bayram olsun.
İsmail bey, seve seve doktora öğrenciniz olurum :) Güzel karnaval için teşekkürler, elinize sağlık.
Tunç'un Abi'si, Selim Abi'nin Baba'sı, yakınlarda haber aldık, müstakbel torunumun Dede'si, Alper'in Hoca'sı derken bendeniz ne olduğumu şaşırdım :-) Yakıştırılan sıfatların her birini hakkıyla taşımaya gayret edeceğim. İtiraf edeyim, çok rollü, çok sıfatlı olmak hoş oluyor. Yerine göre çocuk, yerine göre büyük olmak gibi...
Karnaval'ı okuyanlara, yazıları ve yorumlarıyla katılanlara tekrar teşekkürler.
İyi bayramlar...
Hocam, elinize sağlık. Bayram tadında olmuş karnavalınız.
Pazarlama blogları sizin deyişinizle, tam da "damla damla pazarlama" gibiler. Göl, hatta deniz olmaları dileğiyle diyelim.
İyi bayramlar.
Hocam ben size ayrı bir teşekkür etmek isterim. Beş gündür yoğun tempodan karnaval yazımı gönderememiştim. Siz aramış ve bulmuşsunuz. Ve Karnaval yazınıza benide dahil etmişsiniz.
İlginize çok teşekkür ederim.
Ellerinize sağlık Hocam.
Ben göndermeme rağmen zahmet edip blogumdan yazılara yer vermişsiniz.
Teşekkürler...
Ben biraz geç kaldım ama bayramlaşmayı kaçırmadım umarım :)
Ellerinize sağlık Hocam, çok keyifli bir karnaval olmuş...
Ellerinize sağlık hocam, çok güzel bir giriş yazısı ve karnaval postası olmuş. Umarım ben de sizin iltifatlarınıza layık olmayı başarabilirim.
Hocam,
Bayram molası verip gelinceye dek, sizler buralarda nasıl güzel işler yapmışsınız. Beni de eksik etmeyip, mutlu kılmışsınız. Sevgilerimle
Yorum Gönder
<< Home