Sınır Sız, Sınır Siz
Bizim Minnoş’un hayatı mama, su ve hacet kabıyla sınırlı. Kapının eşiğini aşmaya ödü kopuyor. Merakından kazara üç adım ilerlese en ufak bir ses ve harekette derhal içeri kaçıyor.
Hayatımız da öyle. Ev iş gibi üç beş nokta arasında dolanıp duruyoruz. Çoğunluğun zihin ve ilgi sınırlarının darlığı içimi karartıyor; bir teselli arıyorum.
Pazarlar ve pazarlama sınır tanımıyor. Hizmette sınır yoktur sözü meşhur. İş hayatında engelleri, kısıtları, sınırları aşmanın yolu pazarlamadan geçiyor. Pazarlama, başka türden sınırları aşmaya da yardımcı oluyor. Ülkeler aralarındaki sınırları pazarlar üzerinden aşıyor. Pazara hâkim olan kazanıyor.
İşletmecilerimiz dâhil pazarlamanın doğru tanınmaması piyasada pazarlamanın gelişip güçlenmesinin önünde ciddî bir engel. Bir de yıllardır sürüp gelen alışkanlıklar sonucu firmalarda oluşan fonksiyonel duvarlar var.
Bütün canlılarda görülen sahiplenme dürtüsüyle ve “işte buralar benden sorulur” tavrıyla, firmalarda her yönetici, kendine bir oyun sahası tayin ediyor. Bunları görünmez çitlerle, tel örgülerle, duvarlarla, engellerle sınırlıyor. Sahipsiz bağa giren çok olur korkusuyla, bağına korkuluklar dikiyor.
Korkuluktan korkmayan tepe yöneticileri ve patronlar da biz bu bağın sahipleriyiz tavrındalar. Herkese karışıyor, bir yandan da hiç farkında olmadan firmalarının etrafına duvarlar örüyorlar. Zihinlerindeki sınırlarla, firmaları da ülkeyi de dar alanlara hapsediyorlar.
Zamanla, içeriden veya dışarıdan birileri çıkıp, patronun da, yöneticilerinin de, hatta çalışanlarının da sınırlarını çiğnemeye, işlerine müdahale etmeye girişiyorlar. Bunu, iş yapmanın, verimliliğin, dünya piyasalarıyla rekabetin, kârlılığın olmazsa olmazı olarak sunuyorlar.
Pazarlamada da, fasonculukta da, tedarikçilikte de, perakendecilikte de, franchising’de de, lojistikte de, bilgi teknolojilerinde de bu böyle. Zihninde sınırları aşanın, işini bilenin, güçlünün borusu ötüyor.
Tedarikçi, müşterisinin envanterini takip ediyor, kendiliğinden malı sevk edip, müşterisine ‘mal yola çıktı’ diyor. Firma malını satan mağazalarda elemanını görevlendirip malın satışına nezaret, tanıtımına gayret ediyor. Müşteri firma, fasoncuları hizaya sokuyor, kimi çalıştıracaklarına bile karışıyor.
Büyümek ve büyük kalmak isteyen ülküsünün sınırlarını Çin’den Maçin’e geniş tutacak. Kimseden hamiyet beklemeyecek; hâkimiyet peşinde koşacak.
Hâkim olamayan, tâbi olur. Sınırların ötesini hayal edemeyen yönetici, firma ve ulusları kimse takmıyor.
Kısacası; Ya “sınırsız”, ya da “sınır siz” olunuyor!

2 Comments:
Sayın İsmail Kaya hocam ;
Ağzınıza sağlık...Ben 1993 yılı İşletme İktisadı öğrencilerinizdenim...Yazılarınızı büyük bir dikkat ile birden fazla okuyorum..Her okuyuşumda farklı bir heyacan alıyorum....
Yazan elleriniz dert görmesin...
Saygılarımla ;
Ömer Sirkeci
İltifatına teşekkürler.
Hele yıllar ötesinden böyle sesler gelince daha da hoş oluyor.
"Muhtar"ın sayfasında yaptığım gezintiler de beni farklı bir dünyaya götürdü. İşte insanımız bu, dedirtti.
En büyügünden en yeni doğanlarına seadet ve afiyetler diliyorum.
Sepetli bisikletteki gülen yüzler hiç solmasın.
Sıcacık ve o çok samimi bloglarınızın devamını da bekleriz.
Selam ve muhabbetler...
İsmail
Yorum Gönder
<< Home