Cuma, Ocak 16, 2009

Ortalık Bozulunca ...


Son bir-iki yılda dünyada ve bizde yaşanan gelişmeler tarihçilerin de başını döndürecek hızlara ulaştı. Her gün, ortalığı karıştıran yeni bir olayla tanışıyoruz. Bir kere bozulmaya görsün, bozulmalar daha da hızlanıyor. “Kırık cam” teorisindeki gibi.

Bu teori, “metruk bir binadaki kırık bir tek cam, sütübozukların bütün camları kırmaları için açık bir davetiyeye dönüşür” diyor.

Çevre kirlenince, bozuk çevrelere girince ve kargaşa-kriz durumlarında bedenler de, insanlar da, insanların huyları da bozuluyor. Peki çare? Çevreyi temiz, düzenli ve kontrollü tutmak. “Sahipsiz bağa giren çok olur” sözünü hiç unutmamak.

Hollanda’da yapılan bir deney, küçük ihmal ve çevre bozukluklarının insan davranışlarını önemli ölçüde etkilendiğini gösteriyor.

Kaldırım kenarında bir posta kutusuna, ucundan beş euro görünen bir zarf bırakmışlar. Araştırmacıların sayımına göre, geçenlerin % 13’ünü zarfı çaktırmadan kapmış. Daha sonra posta kutusu sprey boyayla daha da terk edilmiş ve sahipsiz bir görünüme dönüştürülmüş. Kapıp kaçanların oranı hemen ikiye (%27) katlanmış. Benzer olarak, etrafına çöpler atılmış havası verilen posta kutusundan sarkan parayı gören dört kişiden biri zarfı kapmış. Yine iki misline yakın bir artış…

Benzer bir deneyde, bir geçitteki “bisiklet bırakmak ve buradan geçmek yasaktır” levhasını takmayanların oranı % 27 olmuş. Daha sonra levhanın altına bir bisiklet zincirlenmiş. Yasağı dikkate almayanların oranı anında % 82’yi bulmuş.

Genellikle, “çöp atmak yasaktır” gibi pasaklı uyarıların altında bol bol çöp görülür. Etraf temiz olunca çöp atmalar, kirletenler azalır.

Pazarlamayla ne ilgisi var diyenlere not: İşinizi, işyerinizi, ilişkilerinizi, müşterilerinizi ihmal etmeyin. Moralsizliğe, düzensizliğe, kargaşaya dikkat edin. Zira önemsiz bir ayrıntı, ufak bir aksaklık, çok büyük olumsuzluklara yol açabiliyor. “Ummadığın müşteri baş yarıyor.”

Müşterileri, işyerlerini, halkı ve ülkeyi sıkı tutmak; tertipsiz ve sahipsiz bir hava vermemek; uğursuzları teşvik etmemek gerekiyor.

Print

Pazartesi, Ocak 05, 2009

EKRAN VE KLAVYE


Büyük küçük, hepimiz ekranlara bayılıyoruz. Hayatı ekransız yaşayamıyoruz. Ekran kapışmaları, ekran tartışmaları, ekran hâkimiyeti, ekran savaşları, ekran kuşatması, ekran esareti, ekran bağımlılığı, ekran karartmak, ekrana düşmek, ekrana çıkmak gibi nice tabirler geliştiriyoruz.

Kimlerin aday olacağını, adayların isabetli olup olmadığını; saldırganların toplarını, füzelerini; yanıp yıkılan şehirleri; inen çıkan borsaları; oynak ekonomik göstergeleri; vurpatlasın çaloynasınları, açılıp saçılanları, ağlayıp vahlayanları, gülüp güldürenleri, hep ekranlardan izliyoruz. Dünyanın öbür ucuna ekranlarla ulaştığımızı sanıyor; seyretmekle yetiniyoruz.

İş, ekonomi, siyaset dünyası da işini ekranlarla yürütüyor. Ekransız geçen gün ve saatler giderek azalıyor. Çalışanlar günlerini ekran karşısında, ekrana bakarak, ekran okuyarak geçiriyor. İşini ekranına düşenlere bakarak yapıyor. Müşteriler, halk, insanlar, ekranlarla yönlendiriliyor. Herkes cebinde, çantasında ekran, köşe bucak dolaşıyor. Mağazalar, sokaklar, işyerleri, araçlar, aletler ekranlarla donanıyor. Hayat ekranlarla yaşanıyor. Ekran karşısında ömürler tüketiliyor. Hayat ekransız olmuyor.

Ekran bir şey gösteriyor, lakin başka birçok şeyi örtüyor. Ekran teşhir ediyor. Ama sadece gösterilmek isteneni sergiliyor. Ekran seçici, eleyici, engelleyici; bazen de, gözetleyici, koruyucu, kollayıcı davranıyor. Az şeyi gösterip, çok şeyi perdeliyor, gizliyor, saklıyor.

Ekranın önündekiler pasif; arkasındakiler aktif oluyor. Her ekranın ardında, görünür veya görünmez bir “el”, her ekranın arkasında bir niyet, bir emek, bir kumanda, bir amaç, bir hedef yatıyor. Her ekranın bir vazifesi var. Ekranlar amaç değil, birer araç oluyor.

Ekran klavyesiz, kumandasız olamıyor. Dünya aslında ekranlarla değil, klavye ve kumandalarla yönetiliyor. Klavye gönderiyor, ekran yayınlıyor. Ekran tüketiyor, klavye üretiyor.

Ekranlara kendini kaptırıp, klavye ve kumandaları ihmal edenleri, arkadaki elleri göremeyenleri, iş dünyası da, tarih de, insanlık da affetmiyor.

Print