Pazartesi, Mart 16, 2009

Dünya Nasıl Dönüyor?


Yerel seçimlerin gürültüsü bir yana, Anneler, Babalar, Sevgililer, Noel günlerinin tantanası yanında 15 Martı kimseler takmıyor. Öteki günleri özellikle pompalayan ve bunları kendi amaçları için birer araç haline getiren firma ve markalar, konu tüketici-müşteriye gelince yeteri kadar saygılı olmuyor, heyecanlanmıyorlar. Müşteriye saygı dillerinden öteye gidemiyor ve hatta bazıları perde arkasında “kim takar tüketiciyi” oynuyorlar. Her liranın bir oy olduğunu unutuyorlar.
Bu hafta Tüketiciyi Koruma Haftası. Birer tüketici olduğumuz ve aslında dünya ekonomisinin bizim tercihlerimizin etrafında döndüğü gerçeğinin maalesef pek farkında değiliz.
Tüketici hakları tabiri ilk defa 15 Mart 1962 yılında John F. Kennedy ile ABD Temsilciler Meclisine girmiş. Amerika, Avrupa ve İskandinav ülkelerinde ve Japonya’da başlayan Tüketici Koruma hareketleri zamanla bütün ülkelere yayılmıştı. Birleşmiş Milletler’in 1985 yılında Tüketici Hakları Evrensel Beyannamesini ilanıyla birlikte 15 Mart tarihi Dünya Tüketici Hakları Günü olarak kabul edildi ve uluslararası tüketici örgütleri de bunu her yıl kutlamaya başladılar.
Tüketici Hakları Evrensel Beyannamesi, tüketicilerin temel ihtiyaçlarının karşılanmasının, sağlık ve güvenliğinin korunmasının, ekonomik çıkarlarının, seçme hakkının, bilgilendirilme hakkının, tazmin edilme hakkının, temsil edilme ve örgütlenme hakkının, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının garantisi olmakta; bu hakların piyasaları başıboşluktan kurtaracağını ve bunun da tüketiciler lehine sonuçlar vereceğini öngörmektedir.
Ancak, asırlardır yaşanan tecrübeler, tüketicinin kendi gücünün farkına varıp haklarını bizzat kendisi korumadıkça bunların sağlanamayacağını gösteriyor. Tüketici sadece şikâyetle yetiniyor, bunu tercihlerine tam yansıtamıyor. Gıda güvenliği, banka hizmetleri, GSM şirketleri konusunda bol bol şikâyet ediyor, ama daha öteye gidemiyor.
Tüketicinin azgın firmalar karşısında kendinden başka dostu, kendinden başka muhafızı maalesef yok. Dünya, tüketim ve tüketiciler etrafında dönmekte ama tüketiciler bunu görememekteler. Alın terleriyle bin zahmet kazandığı paralarını kimlere emanet ettiklerini, kimlerin cebine akıttıklarını hiç düşünmemekteler.
Kim bilir, belki de hiç göremeyecekler.


Print

Pazar, Mart 08, 2009

Gönlünden Ne Koparsa!


“Hastalığın tedavisinin üç koldan yapıldığına inanan bir kültürden geliyordu. Önce hekim, uzman, ilaç, tedbir; ardından dua ve bir de belayı defeden sadaka… Eskiden camilerin, medreselerin köşelerinde sadaka taşları olduğunu da okumuş; bazılarını görmüş biriydi. Sadaka verenin de, sadakaya muhtaç olanın da ellerini sokup çıkardıkları o küçücük girintinin manevî büyüklüğü zihninde dolanıp duruyordu.
Bir yabancının (Profesör Rosabeth Kanter) sözünden de epeyce etkilenmişti: "Bir toplumun veya şirketin değeri, en savunmasız durumdaki bireylerine karsı gösterdiği davranışa bakılarak ölçülür." Nasıl bir toplumuz ki, başımıza bunlar geldi? diyordu.
Ona göre, krizler insanların birbirlerine saygı ve güvenlerini hepten kaybetmelerine yol açmıştı. Krizler aşılacaksa, insanların birbirlerine güvenebilecekleri duygusunu yeniden yaşatmak gerekiyordu. Bu fasit güvensizlik dairesi birilerince, bir yerden, bir şekilde kırılmalıydı. “Niye ben olmayayım?” dedi.
İtalya’daki ünlü “askıya kahve” ile “askıdan kahve” hikâyesini hatırladı. Bazı müşterilerin “bir kahve bana, bir de askıya“ diyerek iki kahvenin parasını ödediklerini, bazılarının da “bir kahve, askıdan olsun” diyerek para ödemediklerini hatırladı. Manavgat’da ekonomik zorluklar içindeki aileleri kitap-gazete ile tanıştırmak amacıyla kısa adı ASKİGAZ olan Askıda Kitap ve Gazete Projesi başlatıldığını internette okudu.
Araştırınca gördü ki, dünyanın dört bucağında, büyük küçük nice firma/marka/mağaza, “Gönlünden Ne Koparsa” uygulamalarıyla müşteri-firma arasındaki güvensizlik duvarını yıkmaya girişmişler.
Oteller, havayolları, restoranlar, mağazalar belli odalarını, koltuklarını, masalarını, reyonlarını “gönlünden ne koparsa” programına ayırıyorlar, müşterilerine güveniyorlardı. Hele bir de İskoçya’da bir esnafın kapıya “bugün self-servis” notu yazıp çekip gittiği bir günün sonunda kasada paralar yanında “bize güvendiğin için teşekkür ederiz” notlarını da görünce, kararını verdi. Bir hafta boyunca, lokantasında beş masayı “Ne Verirsen Elinle, O Gider Seninle” yazısıyla donatacak, o masalardan müşterinin “Gönlünden Ne Koparsa” o kadar para alacaktı.
En azından bir denemeliyim dedi. Bir süre denemeden ne çıkar ki? deyip son noktayı koydu.”


Print