Cumartesi, Temmuz 18, 2009

Çizginin Dışına Çıkabilmek


Kişisel, kurumsal, ticarî, sosyal başarılarda pazarlama ne kadar etkili? Pazarlama elde olanı cilâlamak, lafazanlıkla satmak, tanıtıp, duyurmak mıdır? Yoksa işi en baştan ve temelden ele alıp, hedef kitleye ve amaca en uygun, doğru çözümleri arayıp bulmak ve kapsamlı bir stratejiyle işin tamamını yönetmek midir?

Sayıları her gün artan, rektörleri dekanları ekranlarda boy gösteren özel (vakıf) üniversitelerin şu sıralar giriştikleri medya ve tanıtım atakları pazarlama mıdır? Ne kadar etkilidir? Devlet üniversiteleri için pazarlama ayıp mıdır?

ÖSS’ye girenlerin yarısının “kâğıt üzerinde” bir üniversiteye girebildikleri bu ülkede üniversiteler niye hala pazarlamaya ihtiyaç duyuyorlar? Rekabet bir işe yarıyor mu?

Üniversite kapısında bekleşenlerin bolluğuna, nispeten düşük puanlarla öğrenci almalarına, bol reklam (pazarlama?) yapmalarına rağmen vakıf üniversitelerinin kontenjanları niye tam dolmaz? Müşteri-öğrenci yoksa niye hala özel üniversite açılır? Her köşeye açılan devlet üniversitelerinin durumu nedir? Mesele bir bedava/paralı meselesi midir?

Yenisiyle eskisiyle, özeliyle resmîsiyle lise ve üniversitelerde eğitim kalitesi nereye gitmektedir? SBS’de 25 matematik sorusundan ortalama 2,7 doğru cevap alınması; ÖSS’de 30 sorudan fen ortalamasının 4, matematik ortalamasının 9, sosyal ortalamasının 11,4, Türkçe ortalamasının 14,1 olması ne anlama gelir? 700 bin öğrencinin (% 60) fen testine hiç dokunmamış olması ne demektir?

Son otuz yılda “Millî” eğitimde sistem, program ve müfredat neden sayısız kere değiştirilmiştir? Neye yaramıştır?

Bir soru daha soralım: Hayatta okumuşlar mı, okumamışlar mı daha başarılı olmaktadır? İster okusun, ister okumasın, bazılarını çizginin dışına çıkaran, üstün ve farklı kılan nedir?

Malcom Gladwell, “Outliers (Çizginin Dışındakiler) kitabında “bazı başarılar hak edilmiştir, bazıları bahşedilmiştir; bazıları kazanılmıştır, bazıları ise rast gelmiştir” diyor.

Hayatta başarı için okullar ve diplomalar ne kadar etkili bilemem. Lakin, her alanda, doğru insanlara, doğru zamanda, doğru ürün ve önerilerle, doğru araçlarla ulaşmak anlamında pazarlamanın çok etkili olduğunun farkındayım.

Pazarola, Hayrola!

Print

Cumartesi, Temmuz 11, 2009

Saçmayla Ava Çıkmak

Çin’deki olaylar hakkında bir konuşmacı, “Askeri gücüne güvenen Çin, gösteri yapan sivil halkın üzerine ateş açarak, binlerce Müslüman Uygur Türkünü, sadece ırk ve dinlerinden ötürü katletmiştir. Üç balinanın ölmemesi için seferber olan dünya, ölenler Türk ve Müslüman olunca sessiz kalmaktadır. Uluslararası güçleri katliamı durdurması için gereken çalışmayı yapmaya davet ediyoruz. Esnafımızı, Çin mallarını satmamaya; halkımızı da Çin mallarını almamaya çağırıyoruz. Katil Çin, katliamı durdurana kadar halkımızı ve esnafımızı boykota davet ediyoruz.” dedi. Protestolarına bir süre daha alkışlarla devam eden esnaf, olaysız dağıldı.”
Pazarlamada hedef kitle çok önemlidir. Bu “olaysız olayda” kaç hedef var, bir sayalım:
Konuşmanın muhatapları kim? Çin kim? Katil Çin kim? Çin’i kim temsil ediyor? Asker kim ve ne yapmak istiyor? Gösteri yapanlar kimler ve neden gösteri yapıyorlar? Müslüman Uygur Türklerini kimler katlediyor? Öldürenler kim? Ölenler-öldürülenler kim? “Üç balinanın ölmemesi için seferber olan dünya” denince kim anlaşılmaktadır? Uluslararası güçler kim? Bunları kim temsil ediyor, kim etkiliyor? Başbakanımızın tabiriyle “adeta soykırım”ı kimler yapıyor, yaptırıyor? Esnaf kim? Bu memlekette Çin mallarını kim satıyor? Kimler kullanıyor? Hangi esnaftan Çin malı satmaması isteniyor? “Halkımız” demekle kimi kastediyoruz? Kimler, neden Çin malları kullanıyor? Hangi halk bu çağrıya uysun isteniyor? Hangi halk boykota uyacak? Evindeki, fabrikasındaki, işyerindeki Çin mallarını ne yapacaktır? Kırıp dökecekler midir, yoksa sokağa mı atacaklardır? Protestocular ve boykot çağrıları yapanlar kimlerdir? Neden boykot istemektedirler? Protestocuları, boykot isteyenleri, boykot yapanları kimler alkışlamaktadır? ...
Pazarlama, bir bakıma, doğru hedeflere doğru dokunuşlar yapabilme becerisidir. Ancak bu sayede etkili, verimli ve başarılı olunabiliyor. Doğru düzgün bir hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgâr fayda etmiyor.
Ağızdan dolma saçma tüfekle ava çıkanlar üç-beş kuş vurabilseler de, milyonların çıkarlarını korumak için atışları doğru hedeflere yöneltmek, boykottan daha ciddî işlere girişmek zorundayız.
Bakalım bu son boykotun mumu ne zaman sönecek?
Pazarola, Hayrola!
Print

Pazar, Temmuz 05, 2009

ON, OFF ve ON+OFF


Sayıları 1,5 milyara yaklaşan bir kesim için bu iki kelimenin özel bir anlamı var. Dünyada nüfusun dörtte biri, OFF (çevrimdışı) durumdan ON (çevrimiçi) konumuna geçti.

İnsanlar ikiye ayrılıyor: ON vaziyettekiler, OFF durumundakiler. On-yirmi seneye kalmaz, çoğunluk ON olacak, deniyor.

İnsanlar gibi, işler de ikiye ayrılıyor. OFF işler, ON işler. (Medyanın şişirdiği BOŞ işler hariç.)

Eskiden beri bildiğimiz, geleneksel işler, madde âleminde, atomlara hükmedilerek yürütülüyor. Fabrika kurmak, insanlara iş ve aş temin etmek, bir şeyler üretmek, satmak gibi işler, OFF kategorisine giriyor.

Yenidünyanın getirdiği imkânlarla, yeni ekonomilerde ise işler, sanal âlemde, bilgiye ve “bit”lere hükmedilerek yürütülüyor. Bir fikir bulup, bunu bağlantıda olduğu milyonlarca insanla paylaşmak, onları hareketlendirmek, bir amaca yöneltmek gibi işler, ON kategorisine giriyor.

İster OFF olsun ister ON, bütün işlerin bir amacı var: para kazanmak. Hem de daha az zahmetle, daha çok.

İnternet sayesinde ON işlerin keşfedildiği ilk dönemde insanlar ilkin bunu yepyeni ve apayrı bir dünya olarak algıladılar. Ancak, çok geçmedi, yakın zamanlarda bu ikisinin birbirinden ayrılamayacağını, ikisinin birbirini desteklediğini, ikisi birlikte kullanılınca daha verimli olacağını keşfettiler.

Şimdilerde, OFF işte olup da, ON işleri “takmayanlara”, ON işlerini bir şekilde OFF işlere entegre edemeyenlere eski kafalı gözüyle bakılıyor.

Cahil kalmamak için ne yapacağız? Ufkumuzu geniş tutacak, dünyadaki gidişatı, her gün binlercesi yaşanan yenilikleri yakından takip edeceğiz. Yeni ilhamlar alacağız. Bunları, ister ON olsun, ister OFF, işlerimize adapte edeceğiz. Ve bi’ zahmet şu adresi de ziyaret edeceğiz: (http://trendwatching.com/trends/offon.htm) (Pazarlamacıyım diyen, İngilizce bilmiyorsa ayıp eder.)

İşlerle değil kişilerle uğraşmaktan gına geldiği, “of anam of” demekten usandığımız bir ülkede, acaba, ON dünyasından OFF dünyasına, oradan da ON+OFF dünyasına vaktinde geçebilecek miyiz?

Pazarola, Hayrola!

Print