Pazar, Nisan 11, 2010

ANAYASAL PAZARLAMA


Komisyon, çalışmaya başladı. Anayasa değişiklikleri yola çıktı. Anayasa deyince, akla başka yasalar da geliyor. Diğer bilimlerde olduğu gibi pazarlamanın da nice yasaları var. Bilimler üstü, hayata ve kâinata dair temel yasalar da cabası…

Elbette bu yasalar ile devlet, kurum ve yapılanmaları düzene sokan (sokamayan?) yasalar arasında dağlar kadar farklar var.

Bilimsel kanunlar, biz farkında olsak da olmasak da hükmünü icra ediyor. Aranıp bulunmayı, keşfedilmeyi, test edilmeyi bekliyorlar. Bunlara uyanlar kazanıyor, direnenler, yok sayanlar kaybediyorlar.

Hukukî anlamdaki kanunlar insan elinden çıkıyor. Bunlarla insan-insan, insan-devlet arasındaki ilişkiler kaideye bağlanıyor (bağlanmaya çalışılıyor). Toplum adına rol üstlenen bir grup insan tarafından yapılıyor. Sonra beğenmeyip yeniden yapılıyor. Yasaların babasına, hepsini bağlayanına, daha zor değiştirilenine ise “anayasa” deniyor.

Bizler bilimi, yani, hayatın anayasalarını pek takmıyor, ama insan yapısı yasalarla uğraşmayı pek seviyoruz.

Devletin birçok teşkilatında, nice yasalarla düzenlenmiş, adı kurum olan ama bir türlü kişisellikten kurtulup kurumsallaşamayan nice örnekler var. Aile işletmeleri de “aile anayasaları” hazırlatıyorlar. Ama bunlar içselleştirilmedikçe, amaç olmaktan çıkarılıp araca dönüştürülmekçe işe yaramıyorlar.

Pazarlamanın da yasaları var. Bazıları biliniyor. Niceleri keşfedilmeyi bekliyor. Yöneticilerin kendine özel yasaları olsa da bunun tam aksine davrananlar da başarıyı yakalayabiliyor. Bunları görünce, “ne biçim yasaymış ki bu?” diyor, yeni yasalar aramaya girişiyoruz.

Bir de, her fırsatta pazarlama adına hükümler savurup, değişmez kanunlar gibi bunlara sarılanlar var. Hayatın da, insan elinden çıkma yasaların da değiştiğini kimi kafalara anlatmak zor oluyor.

Demem o ki, anayasayı ve yasaları yapmak yetmiyor. Bunları topluma, halka ve ilgili çevrelere satmak da gerekiyor.

Anayasalar da pazarlanmak istiyor.

(Not: Pazarlamanın ana, baba ve yavru yasaları başka bir sefere…
Katkıda bulunmak isteyenler?)
Print

Pazar, Nisan 04, 2010

HAYALİ BİLE GÜZEL

HAYALİ BİLE GÜZEL...

Yayın yönetmenlerinin işi zor. Kimselerle mahkemelik olmadan her gün onlarca sayfayı ve yayın saatini doldurmak hiç de kolay değil. Rakiplerin hamleleri de, okuyucunun, patronun, yazarçizerlerin, reklam verenlerin, bürokratın, siyasetçinin birbirine zıt istekleri de gözden kaçırılmayacak.
Herkes farklı bir şey peşinde. Bana kalsa, hayatın en temel fonksiyonlarından biri olan pazarlama bilimini günlük işlerimizle buluşturan olay, araştırma, buluş gibi haberlere daha fazla yer/süre ayırırdım. Hem de, onbinlerce okuyucunun, pazarlamanın ve pazarlamacıların adını duyar duymaz irkilip, rahatsız olacaklarını, “yine mi?” veya “pazarlama da ne ki?” deyip itiraz edeceklerini bile bile…
Pazarlamaya karşı çıkanlar, bizim bildiklerimizi bilseler, pazarlamayı gerçekten tanısalar, onun halka hizmetin bir başka yolu olduğunu anlasalar, onu istismar etmeyen pazarlamacılara ve pazarlamaya karşı daha insaflı olurlardı. Müşteriler pazarlamayı yakından tanısalardı, pazarlama adına oynanan oyunların farkına daha kolay varırlardı. Halk pazarlamayı tanısa, kendini “büyük pazarlamacı” sanan profesyonel pazarlamacılar halkı kandıran samimiyetsiz davranışlarını sürdürmeye cesaret edemezlerdi.
ABD’de ve başka bazı ülkelerde, üniversiteler, bilimsel çalışmalarıyla birbirleriyle yarışırlarken, bir yandan da bulgularını popülerleştirme, halka yayma, bilgilerini geniş kesimlerin ilgi ve dikkatine sunma yolunda da ciddî gayretler gösteriyorlar.
Biz ise, uzmanlıkları kendinden menkul, bir şeyin değil her şeyin uzmanı, her konuda ahkâm kesmeye hazır, her konuda kaleme sarılan, her olayda kendilerine mikrofon uzatılan belli kişilerle, sayfa ve ekranları doldurmaya devam ediyoruz.
Doldurma dedik de… Şimdilerde, “kendisinden görüş istenen kişilere medya kuruluşu para ödesin mi, ödemesin mi” tartışması başlamış.
Bilimi, unvan elde etmek için yapılan bir iş gibi gören üniversitelerimizden, gerçek anlamda bilim üretmelerini ve bunları halka yaymalarını beklemenin, hayali bile güzel…


Print