Cumartesi, Ağustos 21, 2010

BEKLEME YAPMAYIN (!)


Pazarlamayı, pazar fırsatlarını değerlendirmekten ibaret sananlar, bu memlekette başımıza üç iş sardılar: Dersaneler, Özel Üniversiteler ve MBA’ler (embiey okunur).

Üniversiteye hazırlık için ilkokul öncesinden başlayan serisiyle özel dersaneler, sistemin ayrılamaz bir parçası oldu.

Dersanecilik özel üniversitelere evrildi. Ekran boyu sürdürdükleri pazarlama çabaları ne sonuç verdi, kontenjanlarının ne kadarı doldu, kayıtlar bittiğinde anlayacağız.

Şimdi sırada MBA’ler var. Üniversite mezununun zihni, MBA ve yüksek lisans programlarıyla meşgul.

Kırk yıllık akademik hayatı boyunca MBA ve yüksek lisans programlarında hocalık yapmış bir pazarlama akademisyeni olarak gençlere, MBA kararı almadan önce çok iyi düşünün; kararınızı, seçiminizi ve tercihinizi bilerek yapın, demek istiyorum.

Şöyle ki:

MBA’ler girişimciliğinize pek yardımcı olmaz, sadece işletmecilik konularıyla tanıştırırlar. Girişimcilik, kendi başına iş kotarma yeteneğidir ki, okuldan mı alınır, yaşanarak mı olur, bilinmez. Asıl ihtiyacınız, iş yaptırıcılığınızı geliştirmektir.

En tepedekiler hariç MBA diplomaları size çok iyi iş, çok yüksek maaş garantilemez. Ayrıca, diplomanıza dayanıp sıradan işleri kabulde zorlanırsınız. Diplomanız, ilerlemenizin önünde bir duvara dönüşür. Şânınıza, havanıza uygun bir iş bulamayınca moraliniz bozulur.

Gündüz MBA’lerinde, yıl boyu kazançtan mahrum kalır; gece programlarında ise, ücreti yanında, iş yoğunluğu ile eğitimin gereklerini (ve aile sorumluluğunu) bir arada yürütmekte zorlanırsınız.

En önemlisi de, yetişkin bir insan olduğunuzu ve hayatın gerçeklerini öğrenmek için bir-iki yıl daha oyalanmak tehlikesidir.

Onbeş yıllık öğreniminiz döneminiz boyunca başkalarının programladığı bir hayata alıştırıldınız. Ne okuyacağınız, ne düşüneceğiniz dayatıldı. Siz de uydunuz, uyudunuz.

Ama bir gün uyanacak, kendi başınıza kalacak, bir sarsıntı yaşayacaksınız. Hayatı ertelemenin, yeni bir durağa, MBA’ye sığınıp, beklemenin âlemi yok.

Yağmurlarına, fırtınalarına, güneşli günlerine ve hayatın keyfine şimdiden koşun.

“Bekleme yapmayın”, oyalanmayın!

Print

Pazar, Ağustos 15, 2010

HESABINI BİLENLER, BİLMEYENLER


Etrafta bir dizi hesabını bilenler taifesi, hedef aldıkları milyonlarca insanın hesap bilemezliğinden istifadeyle kampanya üstüne kampanya peşindeler. Kampanyaları için TV’lerde yer bulamıyorlar. Bunlara göre, hayat bedava, her şey bedava!

Lütfen alınmayalım ama birileri bizi kullanıyor. Kuruşları milyonlarla çarpıp büyük hesaplara oynuyorlar. Kampanya yapan kazanıyor. Millet de üç kuruş kazandığını sanıp kampanya maymununa döndürülüyor.

Kabul edelim ki, iş ufak tefek konulara geldiğinde de hesabımıza dikkat etmiyoruz. Markette fiyatlar kuruş kuruş yazılır, kasalarda kuruş kuruş biplenirken, nakte gelince, en küçük para beş kuruş... Ona bile dönüp bakan pek yok. Küsurat keyfince yuvarlanıyor. Müşteri de sormuyor. (Kartlı ödemelerde kuruşu kuruşuna yazıyorlar. Buna da şükür.)

Ya, en kârlı sektör bankalar? Hani şu maaş promosyonunu çalışanlara vermesi tartışılan kurumlar! Masraf alarak müşteriyi şubeden caydırıyor, ATM’lere yönlendiriyor, şubede yaptığın her işi burada da yaparsın diyorlar, bir yandan da, ATM’lerde masraf kesiyorlar. Bazı işlerde “yaparım ama kuruşunu/liranı keserim” uyarısıyla Evet/Hayır oynuyorlar. Kuruşa kim bakar!

ATM’lerde bazı işlemler kartsız bile yapılabiliyor ama araya başka banka karıştığında bankadaki parana bir ortak daha çıkıyor. Bankalararası geçişi cazip gösterip, geçiş üzerinden para kazanıyorlar.

Benzer uygulama numara taşınabilirliği numarasıyla telefon şirketlerinde de yapılıyor. (Diğer numaralarının haddi hesabı yok.) Eskiden telefon numarasına bakar, muhatabın hangi operatörün müşterisi olduğunu, hangi tarifeyle konuşacağını anlardık. Şimdi öyle mi? Önce değişik bir biip sesi. Anlıyorsun ki, muhatabın operatör değiştirmiş. Operatör dışı tarifeler, malum dört beş kat daha yüksek. Her yöne tarifeleri ayrı bir numara… Müşteriler kolayca yanılabiliyor.

Demem şu ki, sinekten yağ çıkarma gayretleri bu havalı firmalara hiç ama hiç yakışmıyor.

Müşteriden kırpmaya değil müşteriye kazandırmaya yoğunlaşsalar iyi olacak.

Print