Cumartesi, Mart 26, 2011

TİK TAK! TİK TAK!

Tik tak! Tik tak!

Sarkaçlı saatlerin bu içli sesi geçmişte kaldı. Şimdi saniyeler sessizce akıp gidiyor. Bu mekanik saatlerin analog aletler olduklarını dijitalleri çıkınca anlamıştık. Dijitaller başka bir dünyadan gelmiş gibiydi. Rakamları vardı ve bazılarında yandan basınca ışık yanardı. Salisenin varlığını hissedebilirdik.

Saatler görünüşte hâlâ bildiğimiz gibi ama içleri çok değişti. Atomlardan yapılma ince dişliler, yerini, elektronik düzeneklere bıraktı. Zamanla, atomlara dayanan analog sistemler yanında, elektronlarla işleyen dijital aletler ve sistemler piyasaları sarmış, bir nesil sonra dünya, dijitalin, yani, tıklamanın hâkimiyetine girdi.

Devrin değiştiğini farkedemeyen kitleler, hâlâ, elde çekiç, makine teçhizat, eski usul tak taklarla iş yapmaya çalışırken, birileri elde mobil cihazlar, klavye, fare, ekran karşısında tık tıklarla yığınla para kazanır oldular. Kısa zamanda, tıklamayla iş yapanlar, taklama işindekileri solladılar, yendiler, ezdiler. Ürettiklerinin üzerinden kilo başına para kazanan taklamacılar zorlanır, tıkanırlarken; tartıya gelmeyen, paha biçilemeyen değerde dijital işler yapan tıklamacılar bir anda köşe oldular.

Dijital iş, dijital pazarlama, e-ticaret, internet, sanal mağaza, sosyal medya, interaktif mecra, dinamik kampanya, global iletişim, tam zamanında, ışık hızında pazarlama ve benzeri binlerce yeni tâbir hayatımıza hızla girdi.

Atomlar elektronlarla, analoglar dijitalle yönetilir oldu.

Dijital, sadece teknolojide, pazarlamada, iş hayatında değil, aynı zamanda siyasette, devlet yönetiminde, dünyadaki güç hâkimiyetinde de eski anlayışları, eski araçları, eski silah ve sistemleri işe yaramaz hale getirdi.

İçeride ve dışarda eskiler kaybediyor, yeniler güç topluyor.

Pazarlama dâhil, hemen her alanda, analogdan dijitale, taklamadan tıklamaya, atomlardan elektronlara geçişleri zamanında göremeyip, eskiye sarılanlar, ellerinde birer saatli bomba tuttuklarını ne zaman farkedecekler?

Sesi henüz duyulmasa da bombalar çalışmaya başladı bile...

Tik tak! Tik tak! Tik Tak!

Print

Pazartesi, Mart 21, 2011

KİMİN FESTİVALİ?

Kimin festivali?

Üleştiricilerle ürettiricilerin, sendikacılarla müteahhitlerin kıyasıya yarışacakları bir seçime hazırlanan ülkemizde, bir de tükettiricilerin varlığını dikkatinize sunarız.

Bu tüketticilerin bir özelliği, her iki tarafla da işbirliği becerisine sahip olmaları. Tükettiricilerin bir bölümü, şu sıralar her koldan medya ile birlikte, yeni bir eğlence hamlesi başlattı: İstanbul Shopping Fest 2011.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ve İstanbul Valiliği himayesinde; İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve TİM desteğiyle; Alışveriş Merkezi Yatırımcıları Derneği (AYD), Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği (AMPD) ve Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) koordinasyonunda gerçekleştiriliyor. 40 gün 40 gece vur patlasın çal oynasın, bir yandan kendilerine çalışacaklar, bir yandan da, İstanbul’u dünyanın alışveriş, kültür ve eğlence merkezine dönüştürecekler. Yerli ve yabancı markalarla AVM’lerin başrolü oynadığı bu festivalde, indirim, kampanya, gösteri, şenlik, yarışma, eğlence gırla gidecek. Kolay para kazananlara ve harcamalarıyla itibar arayanlara gün doğdu. Artık çılgınca alışveriş yapabilirler.

2015’de şehre 1,5 milyon turist çekmeyi hedefleyen festivalin gıda ve konaklama dışında 3 milyar dolarlık bir ticaret hacmi oluşturması bekleniyor. Asıl amaç, organize perakende sektörüne hareket getirmek.

Bu fikre dayalı uygulama ilk defa 1996’da Dubai’de başladı. Yıllardır devam eden “Alışveriş Şenlikleri” bu minik ülkeye dünyanın dört bucağından lüks mal ve paralı müşteri çekiyor. Ülkeye ekonomik canlılık getiriyor.

Bizdeki festivalin başarısını, daha çok kimlere satış yapılacağına bağlıyoruz. Şayet ülkenin dış ticaretine olumlu katkısı olacaksa, ithal mallardan çok yerli üretim mallar, yerliden çok yurt dışından gelecek veya getirilecek müşterileri satılacaksa ne ala. Yok cironun çoğu içerinden gelecekse buna başka bir isim vermek daha uygun olur.

Bu hareketin, İstanbul içinden veya dışından, bol paralı yerli tüketicileri mi hedeflediğini, yoksa ilave turist mi çektiğini net olarak anlamak için, kanaat sahibi halkımızı kampanyaya dâhil AVM’lerde seyre çıkmaya davet ediyoruz. Oralarda gezinen, alışveriş histerisine kapılan, coşup çılgınlaşan kitleyi bir gözlemlesinler.

Bakalım, yerli müşteriler mi çoğunlukta olacak, yoksa yabancılar mı? Alışveriş dile ihtiyaç duymaz ama yine de bu AVM’lerde turistlerin diliyle konuşan, onlara kaliteli hizmet sunacak eleman var mı, yok mu? Bu da ayrı bir gösterge...

Acaba yerli halkımız, adı yabancı bu kampanyaya ne diyecek? Ne ad verecek?

Ayran ve tahtarevan?

Print