NO KAMPANYA, NO PROMOSYON!
Ne dersiniz? Promosyon, kampanya ve indirimlerden hoşnut muyuz, yoksa, tarife ve promosyon manyağına mı döndük? Görüyoruz ki, indirim, promosyon ve kampanya, istisna olmaktan çıktı, norma dönüştü.
Pazarlamada, fiyatın, etiketin, satışın naturası bozuldu. Fiyatı mertçe indirmeyen, indiremeyenler, onu promosyon ambalajına sardılar. İndirimin adı bile değişti. İndirim yüzdesi, yerini taksit yarışına bıraktı. Müşteriler bu kampanyaları yedikçe ardından yenileri çıktı.
Ama artık, kampanya ve promosyonla satmak fikri bayatladı, baydı; itici boyutlara ulaştı. Bir kısım ahali, “Yetti gâri!” durumlarında yani..
Pazarlamanın beşiği ABD’dir ve dünya pazarlama kültürünün kodları orada yazılır. İşte bu ülkede tenzilatlı satışlarıyla ünlü perakendeci J.C.Penny, yeni CEO’su Ron Johnson yönetiminde fiyat ve indirim kampanyalarında köklü bir sadeleştirme stratejisine hazırlanıyor. Apple’dan transfer edilen Ron Johnson, Apple’ın sade ve değer odaklı temel stratejisini de birlikte getirmiş gibi görünüyor.
Yılda 539 promosyon kampanyası düzenleyen, cirosunun dörtte üçünü % 50 ve daha fazla indirimle sattıklarından elde eden bu firma önümüzdeki aylarda şunları planlıyor:
- Etiketler üç grup olacak: Kırmızı, beyaz ve mavi...
- Çoğunluk kırmızı etiketli olacak. Bu ürünlerde, önce normal fiyat çakıp, sonra % 50 indirimle satmak yerine, fiyatları baştan % 40’lara çekip, “Her gün” kategorisinde sürekli hale getirilecek. (Misal, eskiden kampanyasız 14,99’a satışa başlayan bir bluz sürekli 7 dolara satılacak.)
- Beyaz etiketli ürünler, yeni yıl, sevgililer, anneler günü gibi özel dönemlere mahsus “Ay-boyu Değer” kampanyalarında satılacak. Fiyatlar bir ay boyunca sabit kalacak.
- Satışı iyi gitmeyen bazı ürünler, “En İyi Fiyat” düzeyine indirilip, her ayın ilk ve üçüncü Cumasında (maaş-ücret dağıtım günleri) mavi etiketlerdeki fiyatlarıyla sunulacak.
- Etiketlerde 19,99 gibi küsurlu rakam kullanımına son verilecek. Fiyatlar dobra dobra olacak.
Tabiî, bu yeni stratejinin de müşterilere ayrıca “pazarlanması” gerekecek.
Dileriz bu sadeleştirme stratejisinin örneklerini yakında bizim memlekette de görür, “Kampanya!” adı altındaki tâciz ve çığırışlarından kurtuluruz.
Habercinin vazifesi haber vermektir.

2 Comments:
"KİMİ PARA VERİR GİDER, KİMİ PABUÇ GİYER GİDER" - "PAZAR AĞIZLIĞI"
Pazarlama kapitalist ekonominin yegane araçlarından ve kavramlarından birisi olarak ülkemizde akademik, ekonomik çalışma olarak da yeni. Kaynağı da kapitalizm. Onun için ABD ve AB ülkelerinde daha gelişmiş ve doğmuş olması da gayet doğal. Ben sizin akademik çalışmalarınıza pek müdahil olmadan "Promosyon", "Fiyatlama" konusunda bir anımı anlatmak istiyorum. 1960'lı yıllar bir aile sohbetinde dedem anlatmıştı (çocukluk yıllarım): Denizli'nin Buldan ilçesi vardır; yayla gibi yerde, çok güzel, "acımık" kokulu suları, cevizi kestanesi... adıyla ünlü "Buldan Bezi". Yüz yıllardan beri el tezgahlarında dokunup, nice ünlülere giydirmişler kızlar, gelinler, kadın-erkek dokudukları kumaşları. "Genç Osman'ın gömleği 'Buldan Bezinden'"miş. ...
Neyse. Perşembe günleri pazar kurulur Buldan da, hani eskilerin haftanın günlerini isimlendirdikleri günlerden Perşembe günün adı:Buldan Pazarı'dır.
Dedem de bu pazara kendimizin yetiştirdiği ürünleri satmaya götürürdü. Pazar yerinde tezgah komşusu ayakkabıcıymış. Pazarda her satıcı başka satıcıların ve müşterilerin de alış-verişini gözler onlardan kendilerine yeni konuşma-davranışlar çıkarırlarmış. Bunu bizim yörelerde "Pazardan ağızlık öğrenme" derler. Benim Dede de ayakkabıcının davranışlarını gözlemlemiş, bakmış ki ayakkabıcı bir müşteriye aynı ayakkabıyı beş Mecid (eski para birimi) , başka bir alıcıya üç Mecid diyormuş. Dedem bir ara bu durumu ayakkabıcıya sormuş nedir bu durum diye, o da yanıt vermiş. "Güney'li" demiş "bakıyorum müşteriye biraz paralı gibi: 5 mecid diyorum, bakıyorum bira fakir fukara 3 mecid diyorum. Kimi para verip gidiyor, kimi pabuç giyip gidiyor." demiş. İşte Ülkemizde de "promasyon", "fiyatlama" böyle böyle gelişmiş, değişmiş gitmiş.
İyi çalışmalar.
Saygılarımla.
Veli GÜNER.
Okuyucumuz Veli Güner yazdı:
"KİMİ PARA VERİR GİDER, KİMİ PABUÇ GİYER GİDER" - "PAZAR AĞIZLIĞI"
Pazarlama kapitalist ekonominin yegane araçlarından ve kavramlarından birisi olarak ülkemizde akademik, ekonomik çalışma olarak da yeni. Kaynağı da kapitalizm. Onun için ABD ve AB ülkelerinde daha gelişmiş ve doğmuş olması da gayet doğal. Ben sizin akademik çalışmalarınıza pek müdahil olmadan "Promosyon", "Fiyatlama" konusunda bir anımı anlatmak istiyorum. 1960'lı yıllar bir aile sohbetinde dedem anlatmıştı (çocukluk yıllarım): Denizli'nin Buldan ilçesi vardır; yayla gibi yerde, çok güzel, "acımık" kokulu suları, cevizi kestanesi... adıyla ünlü "Buldan Bezi". Yüz yıllardan beri el tezgahlarında dokunup, nice ünlülere giydirmişler kızlar, gelinler, kadın-erkek dokudukları kumaşları. "Genç Osman'ın gömleği 'Buldan Bezinden'"miş. ...
Neyse. Perşembe günleri pazar kurulur Buldan da, hani eskilerin haftanın günlerini isimlendirdikleri günlerden Perşembe günün adı:Buldan Pazarı'dır.
Dedem de bu pazara kendimizin yetiştirdiği ürünleri satmaya götürürdü. Pazar yerinde tezgah komşusu ayakkabıcıymış. Pazarda her satıcı başka satıcıların ve müşterilerin de alış-verişini gözler onlardan kendilerine yeni konuşma-davranışlar çıkarırlarmış. Bunu bizim yörelerde "Pazardan ağızlık öğrenme" derler. Benim Dede de ayakkabıcının davranışlarını gözlemlemiş, bakmış ki ayakkabıcı bir müşteriye aynı ayakkabıyı beş Mecid (eski para birimi) , başka bir alıcıya üç Mecid diyormuş. Dedem bir ara bu durumu ayakkabıcıya sormuş nedir bu durum diye, o da yanıt vermiş. "Güney'li" demiş "bakıyorum müşteriye biraz paralı gibi: 5 mecid diyorum, bakıyorum bira fakir fukara 3 mecid diyorum. Kimi para verip gidiyor, kimi pabuç giyip gidiyor." demiş. İşte Ülkemizde de "promasyon", "fiyatlama" böyle böyle gelişmiş, değişmiş gitmiş.
İyi çalışmalar.
Saygılarımla.
Yorum Gönder
<< Home